Tolga ÇETİN; Yorumluyor

 

10.10.2007

2-2'ci Kircher Mi? 1-1'ci Uyur-gezer Mi?

 

    Haftalar geçiyor ve artık takımlar liglerinde ve Avrupa platformunda yavaş yavaş dengelerini bulmaya başlıyorlar. Ancak bu süreçte Fenerbahçemiz’in henüz istenilen seviyede olmadığı tartışmalarına devam ediliyor. Bu tartışmada, önemli hususların yer aldığını ve bu tartışmaların başlamasında önemli etkenler olduğunu düşünüyorum. İncelememiz gerekirse;

  • Platform etkeni: Avrupa arenasında oynanılan ve 3 galibiyet, 1 beraberlikle sonuçlanan 4 karşılaşma. Sonuç olarak, Şampiyonlar Ligi gruplarına katılma hakkı elde edilmiş ve yalnızca ’’Ülkelerinin Şampiyonları’’ndan oluşan tek grup olma özelliği taşıyan G Grubu’nda ’’Liderlik’’. Tartışabilir miyiz?

 

  • Futbola bakış açısının etkeni: Özellikle günümüz medyasında sıkça rastladığımız, futbolu ’’Oynamaya’’ çıkmış ekipler ve ’’Oynatmamaya’’ çıkmış ekipler olarak nitelendirilen bu etken de oldukça önemlidir. Futbol oynayan ekiplerin oluşturduğu Şampiyonlar Ligi platformundaki ve Avrupa’nın önemli liglerindeki karşılaşmalar ile ligimizdeki karşılaşmaları seyir zevki ve kalite yönünden irdelediğimizde, sanırım açıklamak istediğim husus anlaşılacaktır yoksa ’’Oynatmaya az kalıcak.’’ Yorumsuz!

 

  • Mental açıdan hazırlanabilme etkeni: Bu etkenin Fenerbahçemiz açısından en önemlisi olduğu düşünülmektedir. Kariyerli futbolcularının yanısıra Güney Amerika’da yıldız olup, Avrupa’da da bu aşamayı kaydetmek isteyen önemli futbolculara sahip olması (Lugano, Edu, Deivid gibi) bu etkenin oldukça önemli olduğu görüşünü güçlendirmektedir. Tartışılabilir!

 

  • Hakem etkeni: Daha önceki yazılarımda birçok kez belirttiğimi anımsıyorum. Hakem tartışmalarının futbol yorumlarımız içerisinde yer almaması gerektiğini ve elimizde geldiğince değinmeyeceğimizden de söz etmiştik. Fakat geçen hafta içerisinde oynanan CSKA Moskova ve haftasonu oynanan Vestel Manisaspor karşılaşmalarını dikkate aldığımızda, öylesine büyük ’’Duruş’’, ’’Kalite’’, ’’Olumlu Futbola Destek’’ farkları gördüm ki; söz etmeden geçemiyeceğim. Şimdi tüm futbol kamuoyunu bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. 2002 Dünya Kupası’nda futbol ligi olmayan Benin Cumhuriyeti’nden bir hakemin ’’Türkiye- Kosta Rika’’ maçını yönetmesi aylarca gündeme oturmuştu. Bunun neden olduğunu bir kez daha düşünelim. İşte bu hususu Tartışalım!!!

    Sevgili futbolseverler, yazımın başında da belirttiğim gibi 3 gün arayla iki farklı hakem performansı gördük. Bazı futbolseverler anımsayabilirler, Alman hakem Knut Kircher Fenerbahçemiz’in geçen sezon Uefa Kupası’nda deplasmanda oynadığı ve şanssız bir şekilde elendiği AZ Alkmaar karşılaşmasının da hakemiydi. İlginç bir not olarak dikkat çeken nokta, bu karşılaşmanın da 2-2 tamamlanmış olmasıydı. Yine bir Avrupa platformu, yine bir deplasman, yine Knut Kircher ve yine 2-2’lik skor. Oldukça ilginç bir rastlantı gerçekten. Fakat Knut Kircher, bahsettiğimiz her iki karşılaşmada da ufak tefek orta saha mücadeleleri hariç, mükemmel yönetim göstermiştir. Gerek seyirci baskısından etkilenmeyişiyle, gerek oyunu güzelleştiren avantaj uygulamalarıyla( ki Fenerbahçemiz’in ilk golü böyle gelmiştir.), gerekse kartlardaki adil tutumuyla, modern futbol hakemliğinin gerektirdiklerini yerine getirmeyi bilmiştir. Kendisini tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum. Kendisini takımlarımızın maçlarında görmek dileğiyle!

 

    Böylesine bir hakem tanımlamasından sonra gönül isterdi ki; aynı yorumları ligimiz hakemleri için de yapalım. Aslında rastlantıları bakımından birbirine andıran iki hakemden söz etmekteyiz. Bünyamin Gezer de Fenerbahçemiz’in bu sezonki Çaykur Rizespor karşılaşmasında görev yaptı ve karşılaşma 1-1’lik skorla tamamlanırken, üstün(!) bir performans göstermiş olsa ki; MHK kendisini 2 hafta sonrasında bu kez Vestel Manisaspor karşılaşmasında görevlendirdi ve bu karşılaşma da 1-1’lik skorla sonuçlandı. Gerçekten bu durum da ilginç bir rastlantı olsa gerek. Ama kesin olan nokta şudur. Yine Bünyamin Gezer, kendine has sert mimikleriyle(!), yine pozisyonları üstün süzüşüyle(özellikle Kezman’ın kırmızı kartında)(!), yine oldukça iyi performans sergileyerek, Fenerbahçemiz’in iki hafta sonraki karşılaşmasına verilmesi beklenmektedir. Takdir ederseniz ki; böyle ödüllendirmelere yıllardır esefle izlemekteyiz.

 

    Bu ilginç hakem rastlantılarının dışında, geçen hafta söz ettiğimiz gibi, Fenerbahçemiz ideal 11’ni ve oyun düzenini bulmuş durumdadır. CSKA Moskova ve Vestel Manisaspor karşılaşmalarında da geçen hafta göstermiş olduğumuz oyun şablonunu değiştirmeden, mücadele etmiştir.

 

Fenerbahçe'nin Oyun Planı

 

    Bir başka husus ta şudur; maç öncesi demecinde Fenerbahçemiz karşısında hücum futbolu oynayacaklarını, açık bir futbol sergileyeceklerini söyleyen, daha önce de Fenerbahçemiz’e rakip olan takımların teknik direktörü olarak olumlu ya da olumsuz şekillerde dikkatleri üstüne çeken Giray Bulak, çift santraforla karşılaşmaya çıkmıştır. Ancak alttaki oyun şablonununda da göreceğiniz üzere, Fenerbahçemiz’e karşı isterlerse rakipler bu anlayışla 10 santrafor ve kaleciyle de çıksalar; bu husus ta beni ve benim gibi düşünen birçok futbolseveri ikna edemeyecekleri kanısındayım. ’’Futbol anlayışını belirleyen unsurlar, hücüm ya da savunma alanlarında fazlaca oyuncuya şans vermek değildir.’’ Zamanı geldikçe bu hususu tekrar açıklayabiliriz.

 

Manisaspor'un Oyun Planı

 

    Evet bu konular dışında, liglerimize bir hafta ara verildi ve gözler artık Milli Takımımız’ın 2008 Avrupa Şampiyonası yolundaki önemli dönemeçlerden biri olan Moldova ve Yunanistan karşılaşmalarına geldi. Taktik ve teknik anlamda belirli bir kalıbımız olmadığı hususundan muzdarip olduğumuzdan, bu konuda Fatih Terim’in çıkaracağı takımı bizler de merakla bekliyoruz. Ancak, Milli Takımımız’dan ve teknik heyetimizden tek isteğimiz önceki yapılan hataları yinelemeden, yepyeni bir oyun tarzıyla bu karşılaşmalardan kayıpsız ayrılmalarıdır. Takdir ederseniz ki, bu gruptaki avantajlarımızı tüketmiş durumdayız ve herhangi bir puan kaybına yer vermememiz gerekmektedir. Özellikle ülkemizin böylesine zor ve sıkıntılı zamanlar geçirdiği şu günlerde, herkes Milli Takımımız’ın başarısı ile birlikte bir nebze olsun moral bulmak istiyor. Haydi Milli Takımımız! Tekrar Milli Takımımız’a başarılar diliyor ve tüm futbol kamuoyuna saygılarımı sunuyorum.


KISA KISA ANEKTOTLAR

  • Bazen öyle bir an geliyor ki; konuştuklarımızın, tartıştıklarımızın aslında ne kadar keyfe keder hususlar olduğunu görüyoruz. Yine bu hafta içerisinde, ömrünün baharında, görevleri sadece bizlerin huzur içerisinde uyumamızı sağlamak olan 15 askerimizi daha şehit verdik. Artık birileri bu gidişe son versin! Daha fazla insanımızı yitirmeden, bu duruma bir gereken darbe vurulsun. Atatürk’ümüz ve Şehitler’imiz sayesinde o kadar rahat uyuyoruz ki; sanırım halen uyanamadık.(!) Ey Türk Halkı, Uyan! Uyan! Uyan!
    Bu süreçte futbol kamuoyu da Şehit Aileleri’ne destek amacıyla bazı çalışmalar yürütmektedir. Örneğin; www.antu.com adlı Fenerbahçemiz’in taraftar sitesi, gelecek hafta oynanacak olan lig karşılaşmalarının tümünün hasılatının Şehit Aileleri’ne destek amacıyla verilmesi fikrini getirdi. Ben de bu düşünceye sonuna kadar katılıyorum ve bu doğrultuda yapılacak olan her çalışmaya, her yönden destek sözünü veriyorum.

 

  • Roberto Carlos geçtiğimiz hafta içerisinde oynanan CSKA Moskova karşılaşmasıyla birlikte 109. kez Şampiyonlar Ligi karşılaşmasına çıkarak, ’’Şampiyonlar Ligi’nde En Çok Forma Giyen Futbolcu’’ olmuştur. Böylesine bir ismi bile, birileriyle kıyaslamaya çalışanlara duyurulur! Deneyimin ne demek olduğu sanırım bir kez daha anlaşılır. Bir gün sonrasında Real Madrid Kaptanı Raul Gonzalez de, 109. kez Şampiyonlar Ligi karşılaşmasını çıkarak, bu rekora ortak olmuştur. Her iki futbolcuya da başarılarının ve örnek futbolcu karakterlerinin devamını dilerim.

 

  • Uefa Kupası’nda bu haftaki kura çekimleri sonucunda Galatasaray’ın ekiplerinden biri de Fransa’nın Bordeaux ekibi oldu. Kura çekimin ardından Galatasaray Yöneticileri’nden Haldun Üstünel demecinde, ’’Fransız takımları ülkemize hep ters gelmiştir.’’ şeklinde bir ifade kullanmıştır. Özellikle bu hususu Bordeaux ekibi için dile getiriyorsa, Sayın Üstünel’e 1985-86 sezonunun, o dönemki ismiyle Şampiyonlar Kulüpler Kupası’ndaki Fenerbahçe-Bordeaux eşleşmesini hatırlatmak isterim. Tigana-Platini-Giresse orta üçlüsüyle bu kupanın bir numaralı favorisi gösterilen Bordeaux’u Fenerbahçemiz deplasmanda 3-2’lik skorla yenip, rövanş karşılaşmasında da 0-0’luk skor elde etmiş ve daha 1.turdan favori Bordeaux’u, dünyanın en iyi orta sahasına sahip olarak kabul edilen Bordeaux’u kupa dışında bırakmıştır. Bu karşılaşmayı değinmişken, maçın yıldızlarından, tüm dünyanın bu karşılaşmada performansını hayranlıkla izlediği ve malesef çok erken yaşta yitirdiğimiz Merhum Hüseyin Çakıroğlu’nu bir kez daha bu vesileyle saygıyla anmak isterim. Sayın Üstünel’e önerim, ’’Tarihteki başarıların alınmasının bir güzelliğinin de, gelecek yıllar için gururla ve mutlulukla hatırlanacak olmasıdır.’’ gerçeğini unutmaması gerektiğidir.

 

  • Geldiği günden beri tartışılan, ancak bu sezonki üstün performansıyla nasıl bir kariyere sahip olduğunu ve Avrupa platformfunda da kendisini ispatlama isteğini gösteren oyun tarzıyla Deivid De Souza, bu sezonki her iki Şampiyonlar Ligi karşılaşmasında da seyir zevki yüksek 2 gole imza atmıştır. Futbolun temaşa sanatı olduğunu her fırsatta yinelediğim yazılarımda, Alex De Souza’nın da bu yönünü her fırsatta dile getirmekteyim. Nitekim bu karşılaşmada da tıpkı Ankaragücü karşılaşmasında gösterdiği gibi, topu takip ederek CSKA Moskova filelerini havalandırmayı başarmıştır. Deivid ve Alex’i tebrik ediyor ve başarılarının devamını diliyorum.

Yazan/Yorumlayan: Tolga ÇETİN
Soru ve yorumlar için, geçici mail adresi: info [at] izmirfenerbahce.org.tr

 

 

İzmir FENERBAHÇELİLER Derneği

Cumhuriyet Cad. No:134/2 (Cumhuriyet Meydanı) Alsancak Konak/İZMİR

0232 - 425 1907

info [at] izmirfenerbahce.org.tr